Flashback Volume 1- Episode C

Related Posts with Thumbnails
Bookmark and Share
Konhur the Memur - Today is the first day of the rest of my life...


Yer : İstanbul, Türkiye | Yıl : 2040
Nefes kesen oturma odasının ortasında dikilmiş, elinde kaçıncı olduğunu tam olarak bilemediği rakı bardağı,  üstüne nuri alçoyu andıran robdeşambr'ı, muazzam şehir silüetine gözlerini dikmiş, düşünüyordu. Kararını vermişti, kolay da olmuştu... Çünki artık canına tak etmişti... Onun, bu hayata isyanına neden olan şey, hayatın ta kendisiydi. Kendi hayatının... yani kaçamayacağı yegâne şey.. Bu duygu... Yani bütün hayatının boşa gitmiş olduğunu hissetmesi, bir hiç olmasını bilmesi, kendi çabasıyla hiç bişey yapmamış olması ve bunun farkında olması..Nefret ediyordu ama sırıtmaktan da kendisini alamıyordu. Bir sonraki hareketinin, Tanrı'dan başka kimse tarafından bilinemeyeceği, artık mantıkla tüm münasebetini kesmiş bir sapık gibi, parladı  bi an gözleri(çok kısa bir an), suratındaki sırıtış genişlerken. Ama bunların hiçbiri dışardan farkedilemezdi. Diğer insanlara karşı taktındığı maskeler, kalın ve taviz vermeyen cinstendi. Genç sayılabilecek bir yaşta, zengin ve hoş bir kadın bulmuştu kendisine.. Mutlu bir evlilik olmuşu. Herkes onları mutlu mesut geçinip gidiyolar diye biliyordu. Karısı bile hiçbirşeyden haberdar değildi. Olsa, zaten bunların hiçbiri belki vuku bulamayacaktı. Ama olamazdı, çünki deliliğin son noktasında olmasına rağmen, şu anda bile, dışardan bakan herhangi biri onun günlük televizyon programından daha heyecanlı birşey hakkında kafa yormakta olduğunu tahmin edemezdi.  Karısının zenginliği önünde her kapıyı açmıştı, hayatı çok ama gerçekten çok kolay olmuştu. Babası hep derdi, "oğlum hayat zordur, kendini çok iyi hazırlamalısın." Hiçte öyle olmamıştı...Çok da kolaydı. Zaten babası ne bilirdi ki? Sadece basit bir memurdu. Kendisi onun hayallerinde bile göremeyeceği herşeye sahip olmuştu. Ama şu anda, yani evlendikten tam 30 yıl sonra, manzara ona hiç de iç açıcı gözükmüyordu nedense. Başlarda ona cazip gelen, gayret göstermeden sahip olma hissi, dünyanın götüne adeta pandik atıyormuş hissi, artık onun ruhunu kemiriyordu. Biliyordu ki, o kadın olmasaydı o bir hiçti. Kadın onu asla bırakmayacaktı gerçi. Bunu da biliyordu, ama bu bilgi, halet-i-ruhiyesini bir gıdım bile değiştirmeye yetmedi. O kadrın yüzünden bugün bu durumdaydı. Eğer o, ona bu fırsatları vermemiş olsaydı, o da herkes gibi kendi yolunu bulacaktı. Çünki bulmak zorunda kalacaktı. Normal bir vatandaş veya belki de açlıktan ağzı kokan bir memur olacaktı, ama bir kukla gibi hissetmeyecekti en azından. Buna değerdi. Ne yazık ki, bunu anlaması için 50.inci yaşını devirmesi gerekmişti. "Baba, sen herzaman haklıydın" dedi kendi kendine ve büyük rakı şişesinden arta kalan son yudumları da kafasına dikip bitirdi. Zil zurna sarhoştu, ama ona sorsanız hayatı boyunca en açık seçik düşünebildiği an, şimdiydi, muazzam salon penceresinin önünde aylak aylak dikildiği şu an. Herşey o kadının hatasıydı, ondan nefret ediyordu... İnsanoğlu nankör bir yaratıkdır. En ufak yapıtaşımıza, asla sökülemeyecek bir dövme misali kazınmış olan bu özellik, her hayalkırıklığımızda nüksetme riski taşıyan, asla tam anlamıyla kurtulamayacağımız bir musibet gibidir. Zaten bu yüzdendir ki; bir kötülük bin iyiliği sileeer süpürür. Ondan sonra da, bütün güzel mazi toz olur gider. Ve bunun ismi de "hiçbirşey bakî değildir" olur. Oysa sevgi bakidir, aşk de bakîdir, ama insan denilen dalyarak mahlukatta bunu tatbik edebilecek kapasite bulunmamaktadır. Belki hiçte öyle iddaa edildiği gibi mükemmel bir yaratık değildir insan....
Muhteşem manzaralı yatak odalarına girdi. Karısına baktı, uyuyordu, oda artık yaşını almıştı. Ama, uyurken bile hala etkileyici bir görünüşü vardı. Çekmecesini açtı.. Babasından kalan beylik tabancasını, o lisedeyken arkadaşlarına anlata anlata bitiremediği revolveri çıkardı. Tozluydu, üfledi. Babası aklına geldi... Hafıza; milyonlarca kolu olan bir labirent gibidir. Hangi kolun hangi ücra köşelere kadar uzandığını kimse bilemez. Babasının hatırası tekrar kendi hayatını hatırlattı ona. Kin hissetti. Kin ve nefret ve çok derin bir hüzün ve birazdan kavuşacağı huzuru hissetti.... Zamanı geri alamazdı maalesef.. Ama sonsuza kadar, en azından kendisi için durdurabilirdi.. Tek bir mermi yerleştirdi..
Karısı hala tatlı tatlı uyuyordu. Belli ki, gene ilaç alıp uyumuştu. Zenginlere özel bu trip, onun için herzaman anlaşılmaz bir muamma olmuştu. Kendisi, mensup olduğu alçak tabakadaki tüm insanlar gbi heryerde ve herkoşulda uyuyabilirdi. Belli ki, ona seneler önce bir arkadaşının dediği doğruydu. Zengin olunmaz, zengin doğulur.. "Peh" dedi, "sikerim".. hiçbirşey umurunda değildi. Üzerinde öldürmek üzere olan bir cinnet sapığından ziyade, umursamaz ve kendini ele vermez bir tavır vardı. Karısını seviyordu aslında ve bunu yapmak istemiyordu. Ama çarpık zihninin kendisine dikte ettiği adalete, yani ilahi adalete, kimse karşı çıkmamalıydı. Kadın suçluydu.... Kendisi ise, en azından karısı kadar suçluydu. Ve birbirlerini bir şekilde seviyorlardı. İşte ancak bu düşünceler, onun birazdan yapacağı hareketleri açıklayabilirdi sadece...
Yatağın yanına, karısının yanıbaşına yavaşça oturdu. Uyanmazdı, ama yinede içgüdüsel olarak nazik davranıyordu. Seviyordu ve saygı da duyuyordu. Eğilip yanağından öptü. Daha sonra, başını kadının başının üzerine koydu. Yanak yanağa, ilk gece beraber uyudukları gibi, sonsuza kadar beraber olacaklarına dair birbirlerine söz verdikleri o gece gibi duruyorlardı şu an. Ve kendi kafasına silahı dayadı. "özür dilerim" dedi. Kimden özür dilediğini herhalde kendisi bile bilmiyordu.
Tetiği çekmesiyle birlikte hareketlenen kurşun derisini yakıp girdi, beyninin o çarpık ve delirmiş kıvrımlarını parçalayarak geçti, ve aynı hızda karısının da hayatına son verdi. Bu tek kurşun, tajektuarı doğrultusunda ilerleyerek iksinin de beynini dağıtıtı. Acısız bir ölümle hayata veda etmişlerdi.....
Yer : Deloyt Company HQ, New Paris | Tarih : Birazdan öğreneceksiniz, az sabır..

"Monsieur Konhur! Monsieur Konhur!" Aaaaaah, başında inanılmaz bir ağrı vardı... Lise yıllarından bildiği ve 1000 yılda yaşasa unutmayacağı, o dalyarak, nefretengiz fransız aksanı onu çağarıyordu. 500 yıldır uyuyormuş gibi bir ağrı vardı kafasında ve bedeninde. Kalabalık bir ofisteydi, heryerde günlük iş temposunun o cıvıltılı uğultusu kol geziyordu. "Monsieur Konhur!" tekrar geldi gıcık fransız kadın sesi. İçgüdüsel olarak fransızca cevap verdi "j'arrive" (geliyorum) diye. Ama sersemlemişti. Nerde olduğunu bilmiyordu, bir ofisteydi, burada ne işi olduğunu ve nasıl geldiği hakkında en ufak bir fikri bile yoktu. Binbir taşşak adına!!!! en son karısını öldürüp intahar etmemiş miydi??? Burası cehennem miydi? Her ne olursa olsun bunu çaktırmayacaktı şimdilik. Ama öğrenecekti. Kendisini çağaran sese doğu giderken ofisteki daha önce hiç görmediği büyüklükteki ekranın köşesinde duran bir çift rakam, zaten bir gram kalmış olan aklını, tamamen uçurup götürdü... "Date : 13 Mai 2203"                        (Tarih : 13  mayıs 2203)

1 yorum:

Adsız dedi ki...

güzel...

Yorum Gönder

previous Next home
asd